12.Yargı Paketinden Ne Anlamalıyız?


Yücebağ Hukuk Bürosu — Ağustos 2026

Hukuki Bilgilendirme

Somut olaya göre uzman bir görüş almadan hareket etmemenizi tavsiye ederiz. Her dosyanın kendine özgü koşulları vardır; genel nitelikli bilgiler sizin olayınıza doğrudan uygulanamaz.

Uzman Görüşü Alın

    Kamuoyunda 12. Yargı Paketi olarak bilinen 7589 sayılı Yargının Etkin ve Verimli İşlemesine Yönelik Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, 16 Temmuz 2026 tarihinde TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilmiş ve 31 Temmuz 2026 tarihli, 33326 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. Böylece aylardır beklenti düzeyinde tartışılan düzenlemeler yürürlükteki hukukun parçası hâline gelmiştir.

    Bu yazıda kanunla getirilen düzenlemeler, bu düzenlemelere ilişkin değerlendirmemiz, önceki yargı paketleriyle karşılaştırma ve diğer ülkelerdeki benzer düzenlemeler ele alınmakta; kanunun uygulayıcılar, iş dünyası ve yargılamanın tarafları bakımından doğuracağı sonuçlar ayrı ayrı incelenmektedir.

    Kanunun Kapsamı ve Yürürlük Durumu
    En çok sorulan sorudan başlamak gerekir: 12. Yargı Paketi’nde af veya infaz indirimi yoktur. Kanunun yirmi yedi maddesinin hiçbirinde genel af, özel af ya da 5275 sayılı İnfaz Kanunu’nda kapsamlı bir değişiklik bulunmamaktadır. Adalet Bakanlığı da yasalaşma sürecinde bunu açıkça ifade etmiştir. Kanunun asıl konusu usul hukukudur: yargılamaların hızlandırılması, elektronik işlemlerin yaygınlaştırılması ve enflasyon koşullarında alacaklının korunması.

    Yasama süreci kısa sürede tamamlanmıştır. Teklif 22 Haziran 2026’da TBMM Başkanlığı’na sunulmuş, 24-25 Haziran’da Adalet Komisyonu’nda görüşülmüş, 14-16 Temmuz’da Genel Kurul aşamasını tamamlamış ve 31 Temmuz’da yayımlanmıştır. Yaklaşık kırk günlük bu süre, ileride değineceğimiz istişare eksikliği eleştirisinin de kaynağıdır.

    Yürürlük rejimi tek tip değildir ve takip edilmesi gerekir:

    Maddelerin büyük bölümü 31 Temmuz 2026 itibarıyla, yayım tarihinde yürürlüğe girmiştir.
    Danıştay’a ilişkin 3. madde, 23 Temmuz 2026’dan geçerli olmak üzere geriye etkili kılınmıştır.
    Vesayette elektronik satış ve elektronik duruşmada imzaya ilişkin 11, 12 ve 22. maddeler 31 Ekim 2026’da yürürlüğe girecektir.

    Kanun; İcra ve İflâs Kanunu, Hukuk Muhakemeleri Kanunu, Ceza Muhakemesi Kanunu, Türk Ceza Kanunu, Türk Medenî Kanunu, Türk Borçlar Kanunu, İdari Yargılama Usulü Kanunu, Danıştay Kanunu, Noterlik Kanunu, Hâkimler ve Savcılar Kanunu ile Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun’da değişiklik yapan torba nitelikli bir düzenlemedir.

    Getirilen Başlıca Düzenlemeler
    Belirsiz Alacak Davasının Kaldırılması ve Yeni Talep Artırım Usulü
    Özel hukuk uygulaması bakımından en önemli değişiklik, HMK m. 107’de düzenlenen belirsiz alacak davasının yürürlükten kaldırılmasıdır. 2011’den bu yana özellikle işçilik alacakları, trafik kazası tazminatları ve destekten yoksun kalma davalarında yaygın biçimde kullanılan bu dava türü, on beş yıllık uygulamanın ardından kaldırılmıştır.

    Yerine getirilen usul şudur: kısmi davada davacı, yargılama sırasında ıslaha başvurmaksızın, bir defaya mahsus talep sonucunu artırabilecektir. Zamanaşımı bakımından önemli bir güvence öngörülmüştür: artırılan kısım için zamanaşımı, dava tarihinden itibaren kesilmiş sayılacaktır. Böylece belirsiz alacak davasının sağladığı zamanaşımı koruması kısmi davaya taşınmıştır.

    Aynı amaç doğrultusunda duruşma araları azami üç ayla sınırlandırılmıştır. Hüküm, yargılama sürelerinin kısaltılması bakımından önemli olmakla birlikte, uygulanabilirliği aşağıda ele alacağımız kapasite sorununa bağlıdır.

    HAGB’nin Yeniden Düzenlenmesi ve İstinaf Yolu
    Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB), Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararları sonrasında oluşan belirsizlik bu kanunla giderilmiştir. CMK m. 231’in beş ilâ on dördüncü fıkraları yeniden düzenlenmiştir. Yeni düzenlemede iki yıl veya daha az süreli hapis ya da adli para cezalarında HAGB uygulanabilecek, beş yıllık denetim süresi korunacaktır. Asıl yenilik kanun yolundadır: HAGB kararına karşı artık istinaf yolu açıktır. Eski düzenlemede yalnızca itiraz yoluna tabi olan ve bu nedenle esaslı bir denetimden geçmeyen HAGB kararları, Anayasa Mahkemesi ve AİHM kararlarında en çok ihlal tespit edilen konulardan biriydi. İstinaf denetiminin getirilmesi, bu eksikliğin giderilmesine yönelik doğrudan bir düzenlemedir.

    Kanunlaşmayan hüküm de kayda değerdir: bilgisayarlarda arama, kopyalama ve el koymayı yeniden düzenleyen ve verilerin on beş yıl saklanmasını öngören CMK m. 134 değişikliği, verilen önergelerle metinden çıkarılmıştır. Dijital delillere ilişkin mevcut usul yürürlükte kalmıştır; ancak konunun sonraki paketlerde yeniden gündeme gelmesi beklenmelidir.

    TCK m. 158: Hesap ve Ödeme Aracını Kullandırma Hâlinde Ceza İndirimi
    Kamuoyunda “IBAN mağdurları düzenlemesi” olarak bilinen değişiklikle, TCK m. 158’e eklenen dördüncü fıkra uyarınca, dolandırıcılık suçuna katılımı banka hesabını veya ödeme aracını başkasına kullandırmaktan ibaret olan kişiler hakkında cezada yarı oranında indirim öngörülmüştür. Uygulamada çok sayıda dosyada, hesabını kullandıran ve çoğu zaman suç organizasyonunun en alt konumundaki kişiler asıl faille aynı ağırlıkta cezalandırılmaktaydı. Düzenleme, katılımın ağırlığı ile ceza arasındaki orantıyı sağlamayı amaçlamaktadır. Önemle belirtmek gerekir: bu bir af değildir. Kişinin suça katılımı hesap kullandırmanın ötesine geçiyorsa indirim uygulanmayacak, her dosya kendi maddi vakıası içinde değerlendirilecektir.

    Kanuni Faiz Oranının Yeniden Belirlenmesi
    Kanunun en geniş kitleyi etkileyen hükümlerinden biri faiz düzenlemesidir: kanuni faiz, TCMB reeskont oranının yüzde sekseni olarak yeniden tanımlanmıştır. Yıllardır yüzde dokuzda sabit kalan ve yüksek enflasyon döneminde alacaklının alacağını reel olarak değersizleştiren, borçluyu ise davayı uzatmaya yönlendiren eski oran terk edilmiştir. Bunun pratik sonucu açıktır: alacak davalarında ve icra takiplerinde sürenin borçlu lehine işlediği düzen sona ermekte, temerrüdün maliyeti ekonomik gerçekliğe yaklaştırılmaktadır. İcra ve tahsilat uygulaması bakımından bu değişiklik, alacakların reel değerinin korunması yönünde atılmış en somut adımdır.

    İdari Yargı, Vesayet ve Diğer Değişiklikler
    İdari yargıda tek hâkimle çözülecek uyuşmazlık sınırı 2026 yılı için 486.000 TL’ye çıkarılmıştır; bu tutarı aşmayan iptal ve tam yargı davaları heyet yerine tek hâkim tarafından karara bağlanabilecektir. Vesayet hukukunda, vesayet altındaki kişilere ait malların satışı UYAP’a entegre elektronik satış portalında açık artırma usulüne bağlanmıştır; bu, icra satışlarında yıllar önce başlayan elektronik satış uygulamasının vesayet alanına genişletilmesidir. Noterlik, Danıştay ve hâkim-savcı yardımcılığı eğitimine ilişkin hükümler de aynı doğrultudaki değişikliklerdir.

    İki paralel çalışma da belirtilmelidir: Adalet Bakanlığı bünyesinde hazırlanan Cebri İcra Kanunu Taslağı mevcut İcra ve İflâs Kanunu’nun bütünüyle yenilenmesini, yeni Tebligat Kanunu taslağı ise yargılamaları uzatan başlıca sorunlardan olan tebligat usulünün elektronik tebligat esasına göre yeniden düzenlenmesini öngörmektedir. 12. Paket bu bakımdan tamamlanmış bir reform değil, devam eden bir sürecin aşamasıdır.

    Değerlendirme
    7589 sayılı Kanun, doğru tespit edilmiş bir soruna sınırlı araçlarla müdahale eden, yönü isabetli ancak kapsamı tartışmaya açık bir düzenlemedir.

    İsabetli yönleri şunlardır: Kanuni faizin enflasyona duyarlı hâle getirilmesi, alacaklı aleyhine süregelen bir adaletsizliği gidermiştir. HAGB’ye istinaf yolunun açılması, kurumun en önemli anayasal eksikliğini gidermekte; denetimsiz biçimde verilen ve sanığı fiilen kanun yolundan yoksun bırakan eski uygulamayı hukuk devleti standartlarına yaklaştırmaktadır. TCK m. 158 değişikliği ise cezanın kusurla orantılı olması ilkesini, uygulamada en çok aşındığı alanlardan birinde yeniden tesis etmektedir.

    Eleştiriye açık yönler de vardır. Belirsiz alacak davasının kaldırılması, alacağını dava açarken tam olarak bilemeyecek durumda olan tarafın — tipik olarak işçinin, kazazedenin, destekten yoksun kalanın — usuli imkânlarını daraltmaktadır. Islahsız talep artırımı ve zamanaşımı güvencesi bu daralmayı önemli ölçüde telafi etmekle birlikte, tek seferlik artırım hakkının, bilirkişi raporlarının aşamalı olarak netleştiği karmaşık tazminat dosyalarında yeterli olup olmayacağını uygulama gösterecektir. Davacı vekilleri bakımından sonuç şudur: talep artırımının hangi aşamada yapılacağı artık dosya yönetiminin en önemli kararlarından biridir; erken artırım hak kaybına, geç artırım süre riskine yol açabilir.

    Duruşma aralarının üç ayla sınırlandırılması ise açık bir soruyu beraberinde getirmektedir: yaklaşık on iki milyon derdest dosyanın bulunduğu bir sistemde, hâkim ve personel sayısı artırılmadan bu takvime uyulması fiilen mümkün müdür? Usul hükmü tek başına kapasite sorununu çözmez; hüküm ile uygulama arasında fark oluştuğunda, bu fark hukuka güveni hükmün kendisinden daha fazla zedeler. Diğer ülke deneyimleri, hızlandırma amaçlı usul değişikliklerinin ancak kaynak planlamasıyla birlikte yürütüldüğünde sonuç verdiğini göstermektedir.

    Yasama yöntemine ilişkin bir çekince de kaydedilmelidir: kırk günde tamamlanan bir yasama süreci, on bir temel kanunda değişiklik yapan bir metin için istişare imkânını sınırlamıştır. CMK m. 134 gibi temel haklara doğrudan dokunan bir hükmün son aşamada metinden çıkarılması, bu hızın yol açtığı sorunların bir örneği; aynı zamanda komisyon ve Genel Kurul denetiminin işlediğinin de göstergesidir.
    Önceki Yargı Paketleriyle Karşılaştırma
    Türkiye, 2011’den bu yana yargı alanındaki değişiklikleri paket hâlinde yasalaştıran bir uygulama geliştirmiştir. 12. Paketin yerini belirlemek için bu sürecin bütününe bakmak gerekir.

    İlk paketler ağırlıklı olarak yargının iş yükünü azaltmaya ve AİHM önündeki Türkiye başvurularını sonuçlandırmaya yönelikti. 2019 Yargı Reformu Stratejisi sonrasındaki paketler ifade özgürlüğü, tutuklamada üst süreler ve istinaf rejimi gibi temel hak konularına yöneldi. 7. Paket ve sonrasında ise Anayasa Mahkemesi’nin bireysel başvuru kararlarının yasama üzerindeki etkisi belirginleşti. HAGB’nin bugünkü durumu bu etkileşimin sonucudur: Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararları bir boşluk doğurmuş, 12. Paket bu boşluğu kurumu kaldırarak değil, istinaf denetimiyle donatarak doldurmayı tercih etmiştir. Bu tercih, anayasa yargısı ile kanun koyucu arasındaki ilişkinin işleyişi bakımından dikkate değer bir örnektir.

    Paketi öncekilerden ayıran temel özellik şudur: bu paket, ceza hukuku ağırlıklı değil, usul hukuku ve altyapı ağırlıklı ilk kapsamlı pakettir. Af ve infaz konularının bilinçli olarak kapsam dışı bırakılması, yargı paketi kavramına yüklenen kamuoyu beklentisini de değiştirmektedir: paket artık tahliye beklentisiyle değil, sistemin işleyişindeki aksaklıkların giderilmesi amacıyla anılmaktadır. Türkiye Yüzyılı Yargı Reformu Stratejisi’nin uygulama araçlarından biri olan 12. Paket, önceki on bir paketin birikimi üzerine kurulmuştur. Kapsamlı yapısal değişiklik iddiası Cebri İcra Kanunu ve Tebligat Kanunu taslaklarına bırakılmış; bu paket, mevcut sistemde en çok gecikme üreten noktalara müdahale etmiştir.
    Diğer Ülkelerdeki Düzenlemeler
    Yargılamaların makul sürede tamamlanamaması Türkiye’ye özgü bir sorun değildir; ancak çözüm yöntemleri ülkeden ülkeye farklılık göstermektedir ve bu farklar, 7589 sayılı Kanun’un uygulamadaki başarısını öngörmek bakımından yol göstericidir.

    İngiltere ve Galler’de 1999’da yürürlüğe giren Woolf reformları ve Civil Procedure Rules, yargılamanın yönetimini taraflardan alıp mahkemeye veren “case management” anlayışını getirmiştir: dava takvimini hâkim belirler, uyuşmazlığın değeri ile harcanan usuli çaba arasında oran gözetilir ve küçük alacaklar ayrı, hızlandırılmış usullerde görülür. 7589’daki üç aylık duruşma arası sınırı ve idari yargıdaki tek hâkim eşiği, daha sınırlı ölçekte olmak üzere aynı anlayışın Türk hukukuna yansımalarıdır. İngiliz deneyiminden çıkan temel sonuç şudur: takvim yetkisinin hâkime verilmesi, ancak o takvimi uygulayacak yargısal kapasiteyle birlikte sonuç vermiştir.

    Almanya’da belirli tutarın altındaki uyuşmazlıklar Amtsgericht önünde basitleştirilmiş usulle görülür ve Alman Medeni Usul Kanunu (ZPO), hâkime davayı mümkün olduğunca tek duruşmada sonuçlandıracak şekilde hazırlama yükümlülüğü yükler. Almanya’nın son dönem düzenlemeleri video duruşmanın kalıcı hâle getirilmesi ve ticari uyuşmazlıklar için İngilizce yargılama yapabilen ihtisas mahkemeleri üzerine yoğunlaşmıştır. 7589’un elektronik duruşma ve elektronik satış hükümleri aynı yöndeki gelişmelerin parçasıdır; Türkiye’nin UYAP altyapısı bu alanda birçok Avrupa ülkesine kıyasla ileri bir başlangıç noktası sağlamaktadır.

    Fransa’da 2018-2022 adalet programlama kanunuyla ilk derece mahkemeleri tek çatı altında birleştirilmiş, küçük uyuşmazlıklarda dava öncesi arabuluculuk veya uzlaştırma zorunlu hâle getirilmiş ve usul işlemleri büyük ölçüde dijital ortama taşınmıştır. Türkiye’nin iş, ticaret ve tüketici uyuşmazlıklarındaki zorunlu arabuluculuk uygulaması Fransız modeliyle paraleldir; 12. Paketin dava şartı arabuluculuğa dokunmaması, bu alanın ayrı bir düzenleme çizgisinde ilerlediğini göstermektedir.

    AİHS m. 6’daki makul süre güvencesi ise Türkiye bakımından tarihsel olarak belirleyicidir. Makul sürede yargılanma hakkının ihlali, Türkiye aleyhine verilen kararların en yoğun kalemlerinden birini oluşturmuş; Ümmühan Kaplan pilot kararı sonrasında kurulan Tazminat Komisyonu, sorunun yapısal niteliğinin uluslararası düzeyde kabulü anlamına gelmiştir. Bu açıdan 7589, yalnızca bir iç hukuk düzenlemesi değil, Türkiye’nin makul süre yükümlülüğüne uyum çabasının da parçasıdır.

    Karşılaştırmanın ortak sonucu açıktır: usul değişikliği gerekli, ancak tek başına yeterli değildir. Başarılı örneklerde kanun değişikliği; hâkim sayısı, mahkeme teşkilatı, dijital altyapı ve dava öncesi çözüm yollarından oluşan bir bütünün içinde yürütülmüştür. 7589’un sonuçları da büyük ölçüde, kendisine eşlik edecek kapasite yatırımlarına bağlı olacaktır.

    Kanunun Taraflar Bakımından Etkileri
    Avukatlar bakımından kanun, dava stratejisinin yeniden kurulmasını gerektirmektedir: belirsiz alacak davası kullanılabilir olmaktan çıkmış, talep artırımının zamanlaması önemli bir vekillik kararı hâline gelmiş, HAGB değerlendirmesi istinaf ihtimaliyle birlikte yapılır olmuştur. Kanuni faiz değişikliği, alacak dosyalarında faiz hesabının ve talep kurgusunun gözden geçirilmesini zorunlu kılmaktadır.

    Yargı mensupları bakımından üç aylık duruşma arası ve duruşmaların azaltılması hedefi, mevcut dosya yüküyle birlikte değerlendirildiğinde iş yükü baskısını artırmaktadır. Tek hâkim sınırının yükseltilmesi heyetlerin yükünü azaltırken, ilk derece hâkiminin bireysel sorumluluğunu genişletmektedir.

    İş dünyası ve alacaklılar bakımından kanun olumlu sonuç doğurmaktadır: faiz düzenlemesi temerrüdün bir finansman yöntemi olarak kullanılmasını caydırmakta; elektronik satış ve icra alanındaki reform hazırlıkları tahsilatın öngörülebilirliğini artırmaktadır.

    Sanık ve borçlu bakımından sonuçlar karışıktır: HAGB’nin istinaf güvencesiyle korunması ve TCK m. 158’deki orantılılık düzeltmesi lehe gelişmelerdir; buna karşılık faiz yükünün artması ve sürelerin kısalması, savunma ve itiraz süreçlerinde daha dar zaman aralıkları anlamına gelmektedir.

    Öğretide dile getirilen temel itiraz yönteme ilişkindir: temel kanunların torba metinlerle ve kısa istişare süreçleriyle değiştirilmesi, kanunların sistematik bütünlüğünü zayıflatmakta ve içtihadın yerleşmesini güçleştirmektedir. Bu eleştiri, kanunun içeriğinden bağımsız olarak geçerliliğini korumaktadır.
    Sonuç
    7589 sayılı Kanun, yargı sistemindeki süre sorununa usul hukuku araçlarıyla verilmiş, yönü doğru, kapsamı sınırlı bir cevaptır. Af beklentilerini karşılamamış; buna karşılık alacaklının reel değer kaybı, HAGB’deki denetim eksikliği ve hesap kullandırma dosyalarındaki orantısızlık gibi somut sorunlara somut çözümler getirmiştir. Kalıcı etkisi iki unsura bağlıdır: yargı kapasitesine yapılacak yatırım ve Cebri İcra ile Tebligat kanunlarında öngörülen değişikliklerin yasalaşması.

    Uygulama bakımından son olarak zaman bakımından uygulama konusunun altı çizilmelidir. Usul hükümlerinin derhal uygulanması kural olmakla birlikte, her yeni hüküm derdest dosyalara aynı şekilde yansımaz; tamamlanmış usul işlemleri kural olarak geçerliliğini korur. “Kanun çıktı, dosyam kesin etkilenir” varsayımı bu nedenle doğru değildir; her dosyanın bulunduğu aşama itibarıyla ayrıca değerlendirilmesi gerekir.

    Derdest dosyası bulunanların, alacak takibi yürütenlerin ve hakkında HAGB kararı verilmiş ya da verilecek olanların, dosyalarının yeni düzenlemeler karşısındaki durumunu vakit kaybetmeden bir hukukçuyla değerlendirmesi yerinde olacaktır. Yücebağ Hukuk Bürosu, 7589 sayılı Kanun’un getirdiği değişikliklerin dosyanıza etkisi konusunda değerlendirme ve danışmanlık hizmeti sunmaktadır.

    Sık Sorulan Sorular

    1. Yargı Paketi yürürlüğe girdi mi? Evet. 7589 sayılı Kanun 31 Temmuz 2026 tarihli ve 33326 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmış, üç madde dışındaki hükümleri aynı gün yürürlüğe girmiştir. Vesayette elektronik satış ve elektronik duruşmada imzaya ilişkin maddeler 31 Ekim 2026’da yürürlüğe girecektir.
    2. Yargı Paketi’nde af veya infaz indirimi var mı? Hayır. Kanunda genel af, özel af veya kapsamlı bir infaz düzenlemesi bulunmamaktadır; İnfaz Kanunu bu paketle değiştirilmemiştir.

    IBAN’ını kullandıran herkes ceza indirimi alacak mı? Hayır. TCK m. 158’e eklenen indirim, dolandırıcılığa katılımı hesap veya ödeme aracını kullandırmakla sınırlı kalan kişiler bakımından uygulanabilir. Suça daha geniş katılım hâlinde indirim uygulanmaz; her dosya kendi delil durumuna göre değerlendirilir.

    Belirsiz alacak davası açabilir miyim? HMK m. 107 yürürlükten kaldırıldığından yeni belirsiz alacak davası açılamaz. Bunun yerine kısmi dava açılıp, yargılama sırasında ıslaha gerek olmaksızın bir defaya mahsus talep artırımı yapılabilir; artırılan kısım için zamanaşımı dava tarihinden itibaren kesilmiş sayılır.

    Kanuni faiz oranı ne oldu? Kanuni faiz, TCMB reeskont oranının yüzde sekseni olarak yeniden tanımlanmıştır. Sabit yüzde dokuz uygulaması sona ermiş, faiz ekonomik koşullara duyarlı hâle getirilmiştir.

    HAGB kararına karşı hangi kanun yoluna başvurulur? Yeni düzenlemede HAGB kararlarına karşı istinaf yolu açılmıştır. İki yıl veya daha az süreli hapis ile adli para cezalarında HAGB uygulanabilmekte, beş yıllık denetim süresi devam etmektedir.

    Bu makale genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır; somut uyuşmazlıklara ilişkin hukuki görüş için büromuzla iletişime geçebilirsiniz. Son güncelleme: Ağustos 2026.

    Ceza hukukuna ilişkin bütün rehberlerimize Ceza Hukuku sayfamızdan ulaşabilirsiniz.

    ×

    Sitemizden ayrıldığınızı görüyoruz.
    Eğer sizi aydınlatacak yeterli bilgiye erişim sağlayamadıysanız, danışmanlık hizmeti için bizimle iletişime geçmekten çekinmeyiniz.

    WhatsApp İle İletişime Geçin