Bize ulaşın
Yücebağ Hukuk Bürosu — Ağustos 2026
Hukuki Bilgilendirme
Somut olaya göre uzman bir görüş almadan hareket etmemenizi tavsiye ederiz. Her dosyanın kendine özgü koşulları vardır; genel nitelikli bilgiler sizin olayınıza doğrudan uygulanamaz.
Uzman Görüşü AlınBir trafik kazası, bir doktor hatası, bir iş kazası, sosyal medyada bir hakaret veya haksız bir tutuklama — hukuka aykırı her fiil, mağduru aynı soruyla baş başa bırakır: uğradığım zararı nasıl tazmin ettiririm? Bu sorunun etrafında ise halk arasında dolaşan bir dizi başka soru vardır: karşı tarafı “donuna kadar” almak mümkün müdür, tazminatın bir üst sınırı var mıdır, devlete dava açılabilir mi, yanlış karar veren hâkimden hesap sorulabilir mi?
Bu yazıda maddi ve manevi tazminat davasının bütün kritik aşamaları — davanın unsurları, zarar kalemleri, miktarın belirlenmesi, dava stratejisi, devlete ve hâkimlere karşı sorumluluk yolları — yürürlükteki mevzuat ve Yargıtay’ın yerleşik içtihat ilkeleri çerçevesinde ele alınmakta; 2026’da yürürlüğe giren ve tazminat davalarının işleyişini doğrudan etkileyen güncel kanun değişikliklerine de yer verilmektedir.
Tazminat Sorumluluğunun Dört Unsuru
Tazminat hukukunun temel normu, Türk Borçlar Kanunu’nun 49. maddesidir: “Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür.” Bu tek cümle, her tazminat davasında ispatlanması gereken dört unsuru içerir ve dava dilekçesi hazırlanırken her biri ayrı ayrı gözetilmelidir:
Hukuka aykırı fiil. Davalının davranışının hukuk düzenince korunan bir hakkı veya menfaati ihlal etmesi gerekir. Fiil bir suç oluşturabilir (yaralama, hakaret), bir sözleşme ihlali olabilir veya yalnızca genel davranış kurallarına aykırılık taşıyabilir. TBK m. 49/2, ahlaka aykırı bir fiille kasten zarar vermeyi de sorumluluk sebebi sayar.
Kusur. Kural, kusur sorumluluğudur: davalının kasten veya ihmalle hareket etmiş olması aranır. Ancak kanun koyucu, bazı alanlarda kusur aranmayan sorumluluk hâlleri öngörmüştür: motorlu araç işletenin sorumluluğu, tehlike sorumluluğu (TBK m. 71), adam çalıştıranın sorumluluğu (TBK m. 66), yapı malikinin sorumluluğu (TBK m. 69) bunların başlıcalarıdır. Davanın hangi sorumluluk rejimine dayandırılacağı, ispat yükünü kökten değiştirdiği için ilk stratejik karardır.
Zarar. Malvarlığında meydana gelen eksilme (maddi zarar) veya kişilik değerlerinde uğranılan saldırının doğurduğu acı ve elem (manevi zarar). Zarar yoksa, fiil ne kadar ağır olursa olsun tazminat da yoktur.
İlliyet bağı. Zararın, davalının fiilinden kaynaklanmış olması gerekir. Uygulamada davaların önemli bölümü bu unsurda düğümlenir; özellikle sağlık hukuku ve iş kazası dosyalarında illiyet, bilirkişi incelemesinin merkezindedir.
Maddi Tazminat: Zarar Kalemleri ve İspat
Maddi tazminatın altın kuralı şudur: tazminat, gerçek zarar kadardır. Ne bir kuruş eksik ne bir kuruş fazla. Bu nedenle dava hazırlığının en önemli aşaması, zarar kalemlerinin eksiksiz tespitidir.
Bedensel zararlarda TBK m. 54 zarar kalemlerini tek tek sayar: tedavi giderleri, kazanç kaybı, çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar ve ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan kayıplar. Ölüm hâlinde ise TBK m. 53 devreye girer: cenaze giderleri, ölüm hemen gerçekleşmemişse tedavi giderleri ile çalışma gücünün azalmasından doğan kayıplar ve uygulamanın en büyük kalemi olan destekten yoksun kalma tazminatı — ölenin desteğinden yoksun kalan eş, çocuk ve diğer yakınların uğradığı kayıp. Eşyaya ilişkin zararlarda ise onarım bedeli, değer kaybı (trafik kazalarında aracın kaza sonrası piyasa değerindeki düşüş) ve yoksun kalınan kâr talep edilebilir.
İspat yükü davacıdadır (TBK m. 50); ancak aynı madde, uğranılan zararın miktarı tam olarak ispat edilemiyorsa hâkimin, olayların olağan akışını ve zarar görenin aldığı önlemleri göz önünde tutarak zararı hakkaniyete uygun belirleyeceğini öngörür. Hâkim tazminatı belirlerken kusurun ağırlığını da gözetir (TBK m. 51) ve zarar gören zarara razı olmuş, zararın doğmasında ya da artmasında etkili olmuş yahut kendi ekonomik durumu ağır bir yıkımı gerektiriyorsa tazminattan indirim yapabilir (TBK m. 52). Uygulamada bunun en bilinen görünümü müterafik (bölüşük) kusur indirimidir: emniyet kemeri takmayan yolcunun, baret giymeyen işçinin tazminatı, kusuru oranında azalır. Dava öncesinde kusur dağılımının gerçekçi biçimde öngörülmesi, talep edilecek miktarın belirlenmesinde bu yüzden vazgeçilmezdir.
Manevi Tazminat: Ölçüsü Olmayan Zararın Ölçülmesi
Manevi tazminatın iki ayrı dayanağı vardır. Bedensel zarara uğrayan kişi ile ağır bedensel zarar veya ölüm hâlinde zarar görenin yakınları, TBK m. 56 uyarınca manevi tazminat isteyebilir — yani ağır yaralanan bir kişinin eşi ve çocukları da kendi adlarına dava açabilir. Kişilik hakları hukuka aykırı olarak zedelenen kişi ise (hakaret, iftira, özel hayatın ihlali, görüntü ve isim hakkı saldırıları) TBK m. 58’e dayanır. Aynı madde, hâkime paranın yanında veya yerine başka giderim biçimlerine — saldırıyı kınama kararı ve kararın yayımlanması gibi — hükmetme yetkisi de verir ki itibar saldırılarında bu yol çoğu zaman paradan daha etkilidir.
Manevi zararın nesnel bir ölçüsü olmadığından miktar, hâkimin takdirindedir; ancak bu takdir sınırsız değildir. Yargıtay’ın yerleşik içtihadında miktar belirlenirken şu ölçütler birlikte değerlendirilir: olayın oluş biçimi ve ağırlığı, kusur oranları, tarafların ekonomik ve sosyal durumları, saldırının aleniyet derecesi (sosyal medya ve basın yoluyla ihlallerde miktar yükselir), mağdurun duyduğu acının yoğunluğu ve süresi ile hakkaniyet. Ve bütün bu ölçütlerin üzerinde, aşağıda ayrıca ele alacağımız temel ilke durur: manevi tazminat bir zenginleşme aracı değildir.
Manevi tazminatın iki teknik özelliği daha bilinmelidir: talep, karşı tarafça kabul edilmedikçe devredilemez ve mirasbırakan sağlığında ileri sürmedikçe mirasçılara geçmez. Yani “babamın uğradığı hakaret için” dava açılabilmesi, babanın bu talebi sağlığında ileri sürmüş olmasına bağlıdır; yakınların kendi manevi zararları ise ayrı ve bağımsız bir taleptir.
“Donuna Kadar Almak” Mümkün mü? Zenginleşme Yasağı
Sorunun dürüst cevabı: hayır, Türk hukukunda mümkün değildir — ve bunun nedeni sistemin temel felsefesidir.
Türk tazminat hukuku denkleştirme esasına dayanır: amaç, zarar görenin malvarlığını ve kişilik değerlerini zarar verici olay hiç gerçekleşmeseydi bulunacağı duruma mümkün olduğunca yaklaştırmaktır. Amaç cezalandırmak değildir; ceza, ceza hukukunun işidir. Bu nedenle Amerikan hukukundaki punitive damages (cezalandırıcı tazminat) kurumunun Türk hukukunda karşılığı yoktur. Amerikan jürilerinin, davalıyı caydırmak için gerçek zararın katbekat üzerinde tazminata hükmedebildiği ve 1994 tarihli ünlü McDonald’s sıcak kahve davasında olduğu gibi milyonlarca dolarlık cezalandırıcı tazminatların gündeme gelebildiği sistem, Türk hukukçusuna hep biraz uzak bir dünya olarak kalmıştır. Türk hâkimi, davalı ne kadar zengin ve fiili ne kadar öfke uyandırıcı olursa olsun, maddi tazminatta gerçek zararın üzerine çıkamaz.
Manevi tazminatta da aynı fren işler. Yargıtay’ın on yıllardır tekrarladığı formül şudur: hükmedilecek miktar, mağdurda bir huzur ve tatmin duygusu doğurmalı; ancak zarar göreni zenginleştirmemeli ve davalıyı ekonomik yıkıma uğratmamalıdır. Ölçüsüz yüksek talepler mahkemece zaten kabul edilmediği gibi, iki pratik zarar da doğurur: tazminat davalarında harç nispidir, yani talep edilen miktar üzerinden peşin harç yatırılır — abartılı talep, boşa ödenen harç demektir; ayrıca davanın reddedilen kısmı üzerinden karşı tarafa vekâlet ücreti ödenmesi gündeme gelir. “Ne kadar yüksek istersem o kadar iyi” yaklaşımı, Türk usul hukukunda kelimenin tam anlamıyla pahalıya mal olur.
En Yüksek Tazminat Ne Kadar? Üst Sınır Meselesi
Kanunda ne maddi ne manevi tazminat için mutlak bir üst sınır vardır; sınırı zarar çizer. Bu nedenle “Türkiye’de en yüksek tazminat şu kadardır” biçimindeki genellemeler yanıltıcıdır. Maddi tazminatta milyonlarca liralık hükümler mümkündür ve fiilen verilmektedir: genç yaşta tam iş göremez hâle gelen bir kişinin ömür boyu kazanç kaybı ve bakıcı gideri, aktüerya hesabıyla çok yüksek tutarlara ulaşır; aile geçindiren bir kişinin ölümünde destekten yoksun kalma tazminatı da benzer büyüklüktedir. Miktarı belirleyen, davacının statüsü veya öfkesi değil; yaş, gelir, maluliyet oranı, kusur dağılımı ve bilirkişi hesabıdır.
Manevi tazminatta ise fiilî sınırı Yargıtay denetimi çizer: benzer olaylarda hükmedilen miktarlarla açık orantısızlık, bozma sebebidir. Bu nedenle dava dilekçesinde miktar, soyut ilkelerle değil, somut olaya en yakın emsal kararlarla gerekçelendirilmelidir; mahkemelerin miktar takdirinde emsal dengesi araması, içtihat taramasını dava stratejisinin merkezine yerleştirmektedir.
Bir de uygulamacıların bildiği, ders kitaplarında az yazan gerçek vardır: kazanılan tazminat, tahsil edilebilen tazminat kadardır. Malvarlığı bulunmayan bir davalıya karşı alınan milyonluk ilam, icra aşamasında karşılıksız kalabilir. Bu nedenle dava öncesinde davalının malvarlığının araştırılması, sigorta güvencesinin (trafik, mesleki sorumluluk, işveren sorumluluk sigortaları) tespiti ve gerektiğinde ihtiyati haciz yoluyla malvarlığının güvence altına alınması, davanın kendisi kadar önemlidir.
2026’da Değişen Kurallar: Tazminat Davalarında Yeni Dönem
Temmuz 2026’da yürürlüğe giren 7589 sayılı Kanun (12. Yargı Paketi), tazminat davalarının işleyişini iki noktada doğrudan değiştirmiştir ve dava stratejisi artık bu yeni kurallara göre kurulmalıdır.
Belirsiz alacak davası kaldırılmıştır. Zararın tam tutarının dava açılırken bilinemediği tazminat uyuşmazlıklarının klasik aracı olan belirsiz alacak davası (HMK m. 107) yürürlükten kaldırılmış; yerine kısmi davada, ıslaha gerek olmaksızın bir defaya mahsus talep artırımı imkânı getirilmiştir. Artırılan kısım bakımından zamanaşımı dava tarihinden itibaren kesilmiş sayılır. Pratik sonuç şudur: tazminat davası artık makul bir kısmi taleple açılmalı, bilirkişi raporuyla zarar netleştiğinde tek seferlik artırım hakkı doğru anda kullanılmalıdır. Bu hak bir kez kullanılabildiği için zamanlaması, dosyanın en kritik vekillik kararı hâline gelmiştir.
Kanuni faiz enflasyona endekslenmiştir. Yıllarca yüzde dokuzda sabit kalan kanuni faiz, aynı kanunla TCMB reeskont oranının yüzde sekseni olarak yeniden tanımlanmıştır. Tazminat alacaklısı bakımından bu, davanın uzamasının alacağı eritmesi döneminin kapanması demektir; faiz başlangıç tarihinin (haksız fiillerde kural olarak zarar tarihi) dilekçede doğru talep edilmesi, dosyanın parasal sonucunu önemli ölçüde etkiler.
Bu iki değişikliğin ayrıntılı incelemesi için 12. Yargı Paketi hakkındaki yazımıza bakılabilir.
Süreler, Görev ve Usul: Gözetilmesi Gereken Teknik Noktalar
Zamanaşımı. Haksız fiilden doğan tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar (TBK m. 72). Maddenin ikinci cümlesi uygulamada hayat kurtarır: tazminat, ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü cezayı gerektiren bir fiilden doğmuşsa, ceza zamanaşımı uygulanır. Yaralama, dolandırıcılık gibi suç teşkil eden fiillerde tazminat davasının süresi, bu hüküm sayesinde iki yılın çok ötesine uzayabilir.
Görevli ve yetkili mahkeme. Genel görevli mahkeme asliye hukuk mahkemesidir; ancak zarar bir iş ilişkisinden doğuyorsa iş mahkemesi, ticari ilişkiden doğuyorsa asliye ticaret mahkemesi, tüketici işleminden doğuyorsa tüketici mahkemesi görevlidir ve ticari davalarla iş davalarında dava şartı arabuluculuk unutulmamalıdır. Haksız fiilde yetki bakımından davacıya seçim hakkı tanınmıştır: dava, davalının yerleşim yerinde, fiilin işlendiği veya zararın meydana geldiği yerde ya da zarar görenin yerleşim yerinde açılabilir (HMK m. 16).
Ceza davasıyla ilişki. Fiil aynı zamanda suçsa, ceza mahkemesinin mahkûmiyet kararındaki maddi vakıa tespitleri hukuk hâkimini bağlar; beraat kararının bağlayıcılığı ise kararın gerekçesine göre değişir (TBK m. 74 hukuk hâkiminin ceza hukukunun sorumluluk kurallarıyla bağlı olmadığını ayrıca vurgular). Ceza dosyasının seyri, tazminat davasının hem ispat gücünü hem zamanlamasını etkiler; iki dosyanın birlikte yönetilmesi gerekir.
Devlete Karşı Tazminat Davası Açılabilir mi?
Evet — ve bu yalnızca mümkün değil, anayasal bir güvencedir. Anayasa’nın 125. maddesinin son fıkrası açıktır: “İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür.” Devlete karşı tazminat talebinin olağan yolu, idari yargıda açılan tam yargı davasıdır (İYUK m. 12-13).
İdarenin sorumluluğu iki temele dayanabilir. Kural, hizmet kusurudur: kamu hizmetinin hiç işlememesi, geç işlemesi veya kötü işlemesi. Devlet hastanesindeki tıbbi uygulama hatası, bakımsız yol nedeniyle kaza, imar denetiminin yapılmaması bu kapsamdadır. İstisnaen idare, kusursuz sorumluluk esasına göre de sorumlu tutulur: idarenin yürüttüğü tehlikeli faaliyetlerden doğan zararlar ile toplumsal risk alanına giren kimi zararlarda kusur aranmaz.
Usul bakımından iki süre hayati önemdedir: idari eylemlerden doğan zararlarda, eylemin öğrenilmesinden itibaren bir yıl ve her hâlde beş yıl içinde önce idareye yazılı başvuru yapılması; talebin reddi veya altmış gün içinde cevapsız bırakılması hâlinde dava süresi içinde tam yargı davası açılması gerekir (İYUK m. 13). Bu ön başvuru bir dava şartıdır ve atlanması, hakkın usulden kaybına yol açabilir. Ayrıca önemli bir anayasal kural daha vardır: memurların ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken verdikleri zararlara ilişkin davalar, kural olarak memurun şahsına değil, ancak idare aleyhine açılabilir (Anayasa m. 129/5); idare, ödediği tazminatı kusurlu görevliye rücu eder.
Devlete karşı tazminatın özel bir yolu da ceza yargılamasından doğar: koruma tedbirleri nedeniyle tazminat (CMK m. 141 vd.). Haksız yakalanan, hukuka aykırı tutuklanan, makul sürede yargılanmayan veya tutuklu kalıp beraat eden kişiler, maddi ve manevi zararlarını Devletten isteyebilir; dava, kararın kesinleşmesinden itibaren üç ay ve her hâlde bir yıl içinde ağır ceza mahkemesinde açılır. Bunun üzerinde ise Anayasa Mahkemesi bireysel başvurusu ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi yolu durur: temel hak ihlallerinde her iki merci de ihlal tespitiyle birlikte tazminata hükmedebilmektedir ve makul sürede yargılanma hakkı ihlalleri, Türkiye pratiğinde bu yolun en işlek kalemidir.
Yanlış Karar Veren Hâkime Karşı Tazminat Davası Açılabilir mi?
Sorunun cevabı iki katmanlıdır ve ikisi de bilinmelidir.
Birinci katman: hâkimin şahsına doğrudan dava açılamaz. 2011’de yürürlüğe giren HMK, önceki dönemde hâkim aleyhine şahsen açılabilen tazminat davası sistemini terk etmiş ve Devlet sorumluluğu modelini benimsemiştir. HMK m. 46 uyarınca hâkimlerin yargılama faaliyetinden dolayı tazminat davası ancak Devlet aleyhine açılabilir; Devlet, ödediği tazminatı bir yıl içinde sorumlu hâkime rücu eder. Amaç, hem zarar göreni ödeme gücü kesin bir borçluya kavuşturmak hem de hâkimi dava tehdidiyle baskı altına almadan yargı bağımsızlığını korumaktır.
İkinci katman: bu dava, “karar yanlıştı” davası değildir. Bir kararın hukuka aykırı bulunması hâlinde olağan yol istinaf ve temyizdir; tazminat davası, kanun yolunun alternatifi değildir. HMK m. 46, Devletin sorumluluğunu doğuran hâlleri sınırlı olarak sayar ve bunlar yargısal hatayı değil, yargısal görevin kötüye kullanılmasını tarif eder: kayırma veya taraf tutma yahut taraflardan birine olan kin veya düşmanlık sebebiyle hukuka aykırı karar verilmiş olması; sağlanan veya vaat edilen bir menfaat sebebiyle kanuna aykırı karar verilmiş olması; farklı bir anlam yüklenemeyecek kadar açık ve kesin bir kanun hükmüne aykırı karar verilmiş olması; duruşma tutanağında mevcut olmayan bir sebebe dayanılarak karar verilmiş olması; tutanakların tahrif edilmiş olması ve hakkın yerine getirilmesinden kaçınılmış olması bu sebeplerin başlıcalarıdır.
Usul de olağandışıdır: ilk derece ve bölge adliye mahkemesi hâkimlerinin fiillerinden dolayı açılacak dava, Yargıtay’ın ilgili hukuk dairesinde; Yargıtay başkan ve üyelerinin fiilleri için ise Yargıtay Hukuk Genel Kurulunda görülür (HMK m. 47). Kanun koyucu, kötüye kullanımı caydırmak için bir güvence daha eklemiştir (HMK m. 49): dava esastan reddedilirse davacı aleyhine disiplin para cezasına hükmedilir. Özetle bu yol vardır, gerçektir, işletilebilir; ancak istisnai, sebepleri dar ve sonuçları iki yönlü keskin bir yoldur. Kararı beğenmemek bu davanın sebebi değildir; kararın arkasındaki iradenin hukuk dışı olduğunun ispatı gerekir.
Sonuç
Tazminat davası, öfkeyle değil hesapla kazanılan bir davadır. Kazandıran unsurlar bellidir: dört sorumluluk unsurunun dava dilekçesinde eksiksiz kurulması, zarar kalemlerinin bilirkişi hesabına elverişli biçimde belgelenmesi, kusur dağılımının gerçekçi öngörülmesi, miktarın emsal kararlarla gerekçelendirilmiş makul bir taleple istenmesi, 2026 sonrası usulde kısmi dava ve tek seferlik artırım hakkının doğru anda kullanılması, sürelerin — iki ve on yıllık zamanaşımının, idareye başvuruda bir yılın, CMK tazminatında üç ayın — kaçırılmaması ve tahsil kabiliyetinin baştan güvence altına alınması. Devlete karşı yol anayasal güvence altındadır; hâkimlere karşı yol ise vardır ama yargısal hatanın değil, yargısal kötüye kullanmanın davasıdır.
Her tazminat dosyası kendi vakıasıyla yaşar ve ölür; bu yazıdaki çerçeve, somut olayın değerlendirmesinin yerini tutmaz. Yücebağ Hukuk Bürosu, maddi ve manevi tazminat davaları, tam yargı davaları ve haksız tutuklama tazminatı başvurularında değerlendirme ve danışmanlık hizmeti sunmaktadır.
Sık Sorulan Sorular
Manevi tazminat miktarı neye göre belirlenir? Kanunda tarife yoktur; miktar hâkimin takdirindedir. Yargıtay içtihadında olayın ağırlığı, kusur oranları, tarafların ekonomik ve sosyal durumları, saldırının aleniyeti ve hakkaniyet birlikte değerlendirilir. Yerleşik ilke, manevi tazminatın zenginleşme aracı olmamasıdır; emsal kararlarla desteklenen makul talepler, abartılı taleplerden daha güçlü sonuç verir.
Tazminatta üst sınır var mı, “donuna kadar” almak mümkün mü? Kanuni bir üst sınır yoktur; sınırı gerçek zarar çizer. Türk hukukunda Amerikan tipi cezalandırıcı tazminat bulunmadığından, tazminat zararı aşamaz ve karşı tarafı yıkıma uğratma amacı taşıyamaz. Maddi tazminatta milyonlarca liralık hükümler mümkündür; ancak bunun kaynağı talep değil, hesaplanabilir zarardır.
Tazminat davası açma süresi ne kadar? Haksız fiillerde zararın ve failin öğrenilmesinden itibaren iki yıl, her hâlde fiilden itibaren on yıldır (TBK m. 72). Fiil aynı zamanda suçsa ve ceza zamanaşımı daha uzunsa, uzun süre uygulanır. İdareye karşı taleplerde eylemden itibaren bir yıl içinde idareye başvuru, CMK tazminatında kararın kesinleşmesinden itibaren üç ay içinde dava şarttır.
Devlete karşı tazminat davası nasıl açılır? İdarenin eylem ve işlemlerinden doğan zararlar için idari yargıda tam yargı davası açılır; idari eylemlerde önce idareye yazılı başvuru zorunludur (İYUK m. 13). Kamu görevlisinin görevi sırasında verdiği zararlarda dava görevliye değil idareye yöneltilir (Anayasa m. 129/5). Haksız tutuklama ve diğer koruma tedbiri mağduriyetlerinde ise CMK m. 141 uyarınca ağır ceza mahkemesinde Devlet aleyhine tazminat davası açılır.
Hâkim yanlış karar verdi, tazminat davası açabilir miyim? Kararın hukuka aykırı olduğunu düşünüyorsanız yol istinaf ve temyizdir. Tazminat davası ancak HMK m. 46’daki sınırlı sebeplerle — kayırma, menfaat karşılığı karar, açık ve kesin kanun hükmüne aykırılık, tutanak tahrifatı gibi — ve hâkime değil Devlet aleyhine, Yargıtay’da açılabilir. Dava esastan reddedilirse davacı aleyhine disiplin para cezasına hükmedilir; bu yola başvurmadan önce sebep değerlendirmesi titizlikle yapılmalıdır.
Kazandığım tazminatı alamama riskim var mı? Vardır. İlam, davalının malvarlığı ölçüsünde tahsil edilir. Bu nedenle dava öncesinde davalının ödeme gücü ve sigorta güvencesi araştırılmalı, gerektiğinde ihtiyati haciz istenmelidir. 2026’da kanuni faizin TCMB reeskont oranının yüzde seksenine endekslenmesi, tahsil sürecinde alacağın reel değerinin korunmasını önemli ölçüde güçlendirmiştir.
Bu makale genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır; somut uyuşmazlıklara ilişkin hukuki görüş için büromuzla iletişime geçebilirsiniz. Son güncelleme: Ağustos 2026.