Bize ulaşın
Yücebağ Hukuk Bürosu — Ağustos 2026
Hukuki Bilgilendirme
Somut olaya göre uzman bir görüş almadan hareket etmemenizi tavsiye ederiz. Her dosyanın kendine özgü koşulları vardır; genel nitelikli bilgiler sizin olayınıza doğrudan uygulanamaz.
Uzman Görüşü AlınKamuoyunda “Çerçeve Yasa” olarak bilinen Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi, 10 Ağustos 2026 tarihinde TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilmiştir. Elektronik oylamaya 562 milletvekili katılmış; teklif 467 kabul, 87 ret ve 7 çekimser oyla yasalaşmıştır. “Terörsüz Türkiye” süreci kapsamında hazırlanan ve on iki maddeden oluşan kanun, PKK/KCK ile bağlantılı oluşumların faaliyetleri çerçevesinde işlenen suçlara ilişkin soruşturma, kovuşturma ve infaz süreçlerinin belirli koşullarla ertelenmesini düzenlemektedir.
Bu yazıda kanunun içeriği, uygulanma koşulları, kapsamı ve kapsam dışında kalan hâller, kanunun hukuki niteliğine ilişkin değerlendirmemiz, Türkiye’nin geçmiş düzenlemeleriyle karşılaştırma ve diğer ülkelerdeki benzer uygulamalar ele alınmaktadır.
Önemli bir usul notuyla başlamak gerekir: kanun bu yazının kaleme alındığı tarih itibarıyla henüz Resmî Gazete’de yayımlanmamıştır. Metin, Cumhurbaşkanınca yayımlanmadıkça kanun numarası almaz ve yürürlüğe girmez. Yürürlüğe girmesi hâlinde dahi, aşağıda açıklanacağı üzere, kanundaki mekanizma kendiliğinden işlemeye başlamayacaktır.
Kanunun Yasalaşma Süreci
Teklif 5 Ağustos 2026’da TBMM Başkanlığı’na sunulmuş, 7 Ağustos’ta TBMM Adalet Komisyonu’nda görüşülmeye başlanmış ve yaklaşık on yedi buçuk saat süren görüşmelerin ardından 8 Ağustos’ta komisyonda kabul edilmiştir. Genel Kurul görüşmeleri 10 Ağustos’ta yaklaşık on iki saat sürmüş ve teklif aynı gün kabul edilmiştir. Oylamanın ardından TBMM 1 Ekim’e kadar tatile girmiştir.
Teklifin sunulmasından kabulüne kadar geçen sürenin beş gün olması, kanunun siyasi önceliğini göstermekle birlikte, bu ölçekte bir düzenleme için istişare süresinin yeterliliği tartışmasını da beraberinde getirmiştir. Bu tartışmaya aşağıda ayrıca değinilecektir.
Kanunun Uygulanma Ön Koşulu: Tespit ve MGK Kararı
Kanunun en belirleyici özelliği, getirdiği hiçbir mekanizmanın kendiliğinden işlememesidir. Birinci maddeye göre erteleme hükümlerinin uygulanabilmesi için iki aşamalı bir ön koşulun gerçekleşmesi gerekmektedir:
- PKK/KCK’nın ve bağlantılı oluşumların fiilî varlığına son verdiğinin ve kontrolündeki silah ve mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca tespit edilmesi,
- Bu tespitin Milli Güvenlik Kurulu kararıyla teyit edilmesi ve kararın Resmî Gazete’de yayımlanması.
Bu koşullar gerçekleşmeden hiçbir soruşturma, kovuşturma veya infaz ertelenemeyecektir. Dolayısıyla kanunun Resmî Gazete’de yayımlanıp yürürlüğe girmesi, tek başına tahliye veya erteleme sonucu doğurmayacaktır. Teslim edilen silah, mühimmat ve diğer malzemeler kayıt altına alınacak; teslim usul ve esasları, güvenlik kurumlarının görüşü alınarak İçişleri Bakanlığı ile Milli Savunma Bakanlığı tarafından belirlenecektir.
Bu kurgu, kanunun hukuki sonuçlarını doğrulanabilir bir fiilî duruma bağlamaktadır: önce örgütün tasfiyesi ve silahsızlanma tespit edilecek, hukuki sonuçlar bu tespitin ardından devreye girecektir.
Kanun Kimleri Kapsıyor?
Kanun yalnızca PKK/KCK ve bununla bağlantılı oluşumların faaliyetleri kapsamında veya bu yapılar lehine işlenen suçlara uygulanacaktır. Kapsama giren suçlar şunlardır:
- Örgütü kurma veya yönetme,
- Örgüte üye olma,
- Örgüte bilerek ve isteyerek yardım etme,
- Örgüt propagandası yapma,
- Örgütün faaliyeti kapsamında işlenen suçlar,
- Örgüt lehine işlenen, 6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun’da düzenlenen suçlar.
Kapsam Dışında Kalan Hâller
Kanunun sınırları en az kapsamı kadar önemlidir:
- Diğer terör örgütleri kanunun kapsamı dışındadır; düzenleme yalnızca PKK/KCK ve bağlantılı oluşumlara ilişkindir.
- Örgüt mensuplarının kişisel suçları ile örgüt faaliyetiyle bağlantısı bulunmayan adli suçlar kapsam dışıdır.
- Örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen kasten öldürme suçları kapsam dışında tutulmuştur.
- 1 Haziran 2005’ten önce işlenen ve müebbet ya da ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlar ile bu tarihten önce işlenip bu cezalara hükmedilen dosyalar kanundan yararlanamayacaktır. Kamuoyundaki değerlendirmelere göre bu hüküm nedeniyle Abdullah Öcalan kanun kapsamına girmemektedir.
Kasten öldürme suçlarının ve ağır cezalık eski tarihli dosyaların dışarıda bırakılması, kanunu genel bir bağışlama düzenlemesi olmaktan çıkaran temel tercihlerdir ve aşağıda ele alınacağı üzere uluslararası uygulamayla da uyumludur.
Erteleme Mekanizması Nasıl İşleyecek?
Soruşturma ve kovuşturmalarda
Kapsama giren suçlarda iki farklı erteleme süresi öngörülmüştür:
- Üst sınırı on beş yıl veya daha az hapis cezası gerektiren suçlarda soruşturma ve kovuşturmalar beş yıl,
- Üst sınırı on beş yıldan fazla olan suçlar ile müebbet veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası gerektiren suçlarda on yıl ertelenecektir.
Erteleme kararını soruşturma aşamasında Cumhuriyet savcısı, kovuşturma aşamasında davaya bakan mahkeme verecektir. Erteleme süresi boyunca dava zamanaşımı işlemeyecek, erteleme kararlarına karşı itiraz yolu açık olacaktır.
Erteleme süresi içinde yeni bir terör suçu işlenmesi hâlinde erteleme kaldırılacak ve yargılamaya kalınan yerden devam edilecektir. Sürenin yeni bir terör suçu işlenmeden tamamlanması hâlinde ise soruşturmalar bakımından kovuşturmaya yer olmadığı, davalar bakımından düşme kararı verilecektir.
Kesinleşmiş cezalarda
Kanun, derdest dosyaların yanı sıra kesinleşmiş mahkûmiyetleri de kapsamaktadır. Toplam on beş yıl veya daha az hapis cezasına hükümlü olanların cezalarının infazı beş yıl; on beş yıldan fazla hapis cezası ile müebbet ya da ağırlaştırılmış müebbet cezasına hükümlü olanların infazı on yıl ertelenebilecektir. Bu kararı infaz hâkimi verecektir. Erteleme süresince ceza zamanaşımı işlemeyecektir.
Süre içinde yeni bir terör suçu işlenirse erteleme kaldırılıp infaza devam edilecek; sürenin terör suçu işlenmeden geçirilmesi hâlinde ceza infaz edilmiş sayılacaktır.
Tutuklular bakımından
Kanun otomatik tahliye öngörmemektedir. Kapsama giren suçlardan verilmiş tutuklama ve adli kontrol kararları, dosyanın bulunduğu aşamaya göre hâkim, mahkeme, bölge adliye mahkemesi veya Yargıtay’ın ilgili ceza dairesi tarafından yeniden değerlendirilecek; koşulların varlığı hâlinde bu tedbirler kaldırılabilecektir. İstinaf veya temyiz aşamasındaki dosyalar ise bozularak ilk derece mahkemesine gönderilecektir.
Başvuru Şartı ve Süresi
Kanundan yararlanmak isteyenlerin, silah bırakma ve fesih tespitini teyit eden MGK kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasından itibaren altı ay içinde yazılı başvuru yapması gerekmektedir. Başvurular, kişinin bulunduğu yerdeki Cumhuriyet Başsavcılığına veya görevlendirilecek kurumlara yapılacaktır. Başvuruda bulunmayanlar hakkındaki soruşturma, kovuşturma ve infaz süreçleri mevcut hükümlere göre devam edecektir.
Bu düzenleme uygulama bakımından kritik önemdedir: kanunun sağladığı imkân talebe bağlıdır ve hak düşürücü nitelikte altı aylık bir süreye tabidir. Süresi içinde usulüne uygun başvuru yapılmaması, kanundan yararlanma imkânını ortadan kaldıracaktır.
Takip Kurulu ve Yeni Soruşturmalarda İzin Şartı
Kanunun uygulanmasını izlemek ve değerlendirmek üzere Cumhurbaşkanı Yardımcısı başkanlığında sekiz üyeli bir kurul oluşturulacaktır. Kurulda Adalet, Dışişleri, İçişleri ve Milli Savunma Bakanları ile Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri, MİT Başkanı ve MGK Genel Sekreteri yer alacaktır. Kurul, çalışmaları hakkında TBMM’ye düzenli bilgi verecek; gerektiğinde alt komisyonlar kurabilecek ve adli, idari ve yasal düzenleme önerilerinde bulunabilecektir.
MGK kararının yayımlanmasından önce işlenmiş ve kanun kapsamına giren bir suç nedeniyle, karar yayımlandıktan sonra yeni soruşturma açılması bu kurulun iznine bağlanmıştır. Ayrıca verilen erteleme kararları özel bir kayıt sistemine işlenecek; bu kayıtlar yalnızca kişinin erteleme döneminde yeni bir terör suçu işleyip işlemediğinin tespiti amacıyla savcı, hâkim veya mahkemece kullanılabilecektir.
Değerlendirme
Kanunun hukuki niteliğine ilişkin ilk soru şudur: bu bir af mıdır? Teknik cevap hayırdır. Kanun, cezayı veya davayı ortadan kaldırmamakta; soruşturma, kovuşturma ve infazı belirli bir süre ertelemekte ve hukuki sonucu bu sürenin yeni bir terör suçu işlenmeden geçirilmesi koşuluna bağlamaktadır. Ceza ancak sürenin sonunda infaz edilmiş sayılmakta, dava ancak sürenin sonunda düşmektedir. Bu yönüyle düzenleme, Türk hukukunda daha önce 4616 sayılı Kanun’da kullanılan erteleme tekniğine yakındır ve klasik anlamda af kurumundan ayrılır. Bununla birlikte, koşulun gerçekleşmesi hâlinde doğacak sonuç — cezanın infaz edilmiş sayılması, davanın düşmesi — fiilen affa yaklaşan bir etki üretmektedir. Anayasa’nın 87. maddesi genel ve özel af ilanını TBMM üye tamsayısının beşte üç çoğunluğuna bağlamıştır; kabul oyu sayısının bu çoğunluğun üzerinde olması, nitelendirme tartışmasının oy eşiği bakımından pratik sonucunu sınırlamakta, ancak kanunun Anayasa Mahkemesi önüne taşınması hâlinde nitelik tartışmasının yeniden gündeme gelmesi muhtemeldir.
Kanunun güçlü yönü, sonuçlarını doğrulanabilir koşullara bağlamış olmasıdır. Erteleme kendiliğinden değil, örgütün fesih ve silah teslimine ilişkin güvenlik tespitinin MGK kararıyla teyidi üzerine işlemeye başlamakta; bireysel düzeyde de erteleme kararını yürütme değil, savcı, mahkeme ve infaz hâkimi vermektedir. Kararlara itiraz yolunun açık tutulması ve zamanaşımının durdurulması, mekanizmanın yargısal denetim içinde kalmasını sağlamaktadır. Kasten öldürme suçlarının kapsam dışında bırakılması da hem mağdur hakları hem de uluslararası standartlar bakımından isabetli bir sınırlamadır.
Eleştiriye açık yönler de bulunmaktadır. Birincisi, kapsamı belirleyen “bağlantılı oluşumlar” ve “örgüt lehine işlenen suçlar” gibi kavramların sınırları kanun metninde kesin biçimde çizilmemiştir; bu kavramların içeriği uygulamada savcılık ve mahkeme kararlarıyla doldurulacaktır ki bu, ceza hukukunda belirlilik ilkesi bakımından dikkatle izlenmesi gereken bir alandır. İkincisi, yeni soruşturma açılmasının tamamı yürütme içinden oluşan bir kurulun iznine bağlanması, soruşturma yetkisinin kullanımına idari bir aşama eklemektedir; bu düzenlemenin savcılık makamının işleyişiyle ilişkisi öğretide tartışılacaktır. Üçüncüsü, beş günde tamamlanan yasama süreci, bu ağırlıkta bir kanun için baro, akademi ve sivil toplum katkısının sınırlı kalmasına yol açmıştır. Son olarak, kanun suç mağdurlarının ve yakınlarının durumuna ilişkin özel bir hüküm içermemektedir; karşılaştırmalı örneklerde görülen hakikat, tazminat ve mağdur katılımı mekanizmalarının Türkiye modelinde karşılığı şimdilik bulunmamaktadır.
Uygulama bakımından altı çizilmesi gereken üç nokta şunlardır: kanun henüz yürürlükte değildir; yürürlüğe girse dahi MGK kararı yayımlanmadan hiçbir erteleme yapılamayacaktır; ve yararlanma, altı aylık hak düşürücü süre içinde yapılacak yazılı başvuruya bağlıdır. Bu üç aşamanın herhangi birinin atlanması, kanunun sağladığı imkânın kullanılamaması sonucunu doğurur.
Türkiye’nin Geçmiş Düzenlemeleriyle Karşılaştırma
Türkiye, örgüt mensuplarının silah bırakmasını ve topluma dönüşünü konu alan düzenlemeleri daha önce de yasalaştırmıştır; ancak 2026 kanunu, öncekilerden yöntem olarak ayrılmaktadır.
1980’lerden 2000’lerin başına kadar çıkarılan ve kamuoyunda “pişmanlık yasaları” olarak bilinen düzenlemeler ile 2003 tarihli 4959 sayılı Topluma Kazandırma Kanunu, bireysel teslim olma ve bilgi verme karşılığında ceza indirimi veya cezasızlık öngören, kişi odaklı düzenlemelerdi. Bu kanunlar örgütün varlığını veri kabul ediyor, tek tek mensupların örgütten kopmasını teşvik ediyordu.
2014 tarihli 6551 sayılı Terörün Sona Erdirilmesi ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun ise çözüm süreci döneminde, süreçte görev alan kamu görevlilerine hukuki koruma sağlayan bir yetki kanunuydu; örgüt mensuplarının bireysel ceza durumuna ilişkin doğrudan hüküm içermiyordu. 2026 kanunuyla arasındaki isim benzerliği dikkat çekicidir; ancak içerik farkı esaslıdır: 6551 süreci yürütenleri koruyordu, 2026 kanunu ise sürecin muhataplarının ceza hukuku durumunu düzenlemektedir.
Erteleme tekniğinin en yakın emsali ise 2000 tarihli 4616 sayılı Kanun’dur. Belirli tarihe kadar işlenen suçlarda şartla salıverilmenin yanı sıra dava ve cezaların ertelenmesini öngören bu kanun, “koşullu erteleme” modelinin Türk hukukundaki uygulanmış örneğidir; ancak 4616 terör suçlarını büyük ölçüde kapsam dışında tutmuştu. 2026 kanunu, bu tekniği ilk kez doğrudan terör suçlarına, üstelik örgütün tasfiyesi ön koşuluna bağlayarak uygulamaktadır. Yaklaşımdaki dönüşüm şöyle özetlenebilir: geçmiş düzenlemeler bireyin örgütten kopmasını ödüllendiriyordu; 2026 kanunu örgütün bütün olarak tasfiyesini hukuki sonuca bağlamaktadır.
Diğer Ülkelerdeki Düzenlemeler
Silahlı örgütlerin tasfiyesine eşlik eden hukuki düzenlemeler karşılaştırmalı hukukta geniş bir uygulama alanına sahiptir ve Türkiye modelinin tercihleri bu örneklerle birlikte okunduğunda daha iyi anlaşılmaktadır.
Kolombiya, 2016’da FARC ile imzalanan barış anlaşmasının ardından Barış İçin Özel Yargı (JEP) adıyla ayrı bir geçiş dönemi yargısı kurmuştur. Bu modelde hukuki sonuçlar koşulludur: hakikatin tam olarak açıklanması, mağdurların onarımı ve tekrarlamama taahhüdü karşılığında alternatif yaptırımlar uygulanmakta; ağır insan hakları ihlalleri ve savaş suçları af kapsamı dışında tutulmaktadır. Türkiye modeliyle ortak nokta koşulluluk ve ağır suçların dışlanmasıdır; temel fark, Kolombiya’nın hakikat ve mağdur onarımını sistemin merkezine koyması, Türkiye modelinin ise bu boyutu şimdilik düzenlememesidir.
Kuzey İrlanda’da 1998 Hayırlı Cuma Anlaşması’nın ardından çıkarılan kanunla, anlaşmayı destekleyen örgütlerin mahkûm mensupları için erken tahliye programı uygulanmış; tahliyeler lisans (şartlı salıverilme) rejimine bağlanmış ve yeniden suç işlenmesi hâlinde geri alınabilir kılınmıştır. Silahsızlanmanın bağımsız bir uluslararası komisyon (IICD) tarafından doğrulanması, sürecin hukuki adımlarının fiilî tespit koşuluna bağlanması bakımından Türkiye modelindeki MGK teyidi kurgusuyla işlevsel olarak benzeşmektedir.
İtalya, 1980’lerde silahlı sol örgütlerin tasfiyesinde işbirliği ve örgütten kopuş esaslı bir mevzuat uygulamıştır: etkin pişmanlık gösteren ve bilgi veren mensuplara önemli ceza indirimleri, 1987 tarihli kanunla da şiddeti reddettiğini açıklayan mensuplara indirimli yaptırımlar öngörülmüştür. İtalyan modeli, af çıkarmadan, ceza hukuku araçlarıyla örgüt çözülmesini hızlandırmanın örneği olarak anılmaktadır.
İspanya ise ETA örneğinde farklı bir yol izlemiş; örgütün 2011’de şiddeti bırakması ve 2018’de kendini feshetmesine rağmen toplu bir af veya erteleme düzenlemesi yapmamış, mensupların durumunu bireysel infaz rejimi ve topluma kazandırma politikaları üzerinden yürütmüştür.
Bu örneklerin ortak dersleri Türkiye modeli bakımından yol göstericidir: birincisi, hukuki sonuçların doğrulanabilir silahsızlanma tespitine bağlanması yerleşik bir uygulamadır; ikincisi, ağır suçların kapsam dışında tutulması uluslararası hukukun da gereğidir; üçüncüsü, kalıcı sonuç alan modellerde ceza hukuku düzenlemesine mağdur hakları ve toplumsal onarım mekanizmaları eşlik etmiştir. Türkiye modeli ilk iki unsuru içermekte, üçüncüsü bakımından ise henüz bir düzenleme öngörmemektedir.
Kanuna İlişkin Farklı Görüşler
Kanun, Meclis’teki oy dağılımının da gösterdiği üzere geniş bir destek bulmakla birlikte, farklı yönlerden eleştirilere de konu olmuştur ve bu görüşlerin birlikte değerlendirilmesi gerekir.
Kanunu destekleyen görüş, düzenlemenin otomatik sonuç doğurmayan, koşula bağlı ve yargı kararıyla işleyen yapısını öne çıkarmakta; kırk yılı aşkın süredir devam eden silahlı çatışma döneminin hukuk içinde sonlandırılması için gerekli asgari çerçeveyi kurduğunu savunmaktadır.
Eleştirel görüşler ise tek yönlü değildir. Bir kesim, erteleme sonunda cezaların infaz edilmiş sayılmasının fiilen af sonucu doğurduğunu, terörle mücadelede görev yapmış kamu görevlileri ile suç mağdurları bakımından adalet duygusunu zedeleyebileceğini ileri sürmektedir. Diğer bir kesim ise tersine, kanunu kapsamı bakımından dar bulmakta; kapsam dışı bırakılan suç kategorileri ve 2005 öncesi ağır cezalık dosyalara ilişkin istisna nedeniyle düzenlemenin sürecin bütün muhataplarını içermediğini savunmaktadır. Hukuk çevrelerinde dile getirilen üçüncü bir eleştiri hattı ise içerikten çok yönteme ilişkindir: beş günlük yasama süreci, kavramların belirsizliği ve mağdur boyutunun eksikliği bu çerçevede vurgulanmaktadır.
Bu görüş ayrılıkları, kanunun uygulanma döneminde de devam edecektir. Düzenlemenin toplumsal karşılığını, metnin kendisinden çok uygulamadaki tutarlılığı belirleyecektir.
Sonuç
Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun, silahlı bir örgütün tasfiyesine ilişkin hukuki sonuçları tek metinde düzenleyen, Türk hukukunda türünün ilk örneği olan bir kanundur. Af tekniği yerine koşullu erteleme modelini benimsemesi, sonuçlarını örgütün fesih ve silahsızlanmasının resmî tespitine bağlaması ve bireysel kararları yargı mercilerine bırakması, kanunun ayırt edici tercihleridir. Buna karşılık kapsam kavramlarının belirsizliği, yeni soruşturmalarda izin şartının niteliği ve mağdur haklarına ilişkin düzenleme eksikliği, önümüzdeki dönemin hukuki tartışma başlıklarını oluşturacaktır.
Süreç henüz başlangıç aşamasındadır: kanunun Resmî Gazete’de yayımlanması, ardından fesih ve silah teslimine ilişkin tespitin MGK kararıyla teyidi ve bu kararın yayımlanması beklenecek; erteleme başvuruları ancak bu aşamadan sonra, altı aylık süre içinde yapılabilecektir. Kapsama girebilecek dosyası bulunanların, sürelerin hak düşürücü niteliği dikkate alındığında, durumlarını şimdiden bir hukukçuyla değerlendirmesi ve başvuru hazırlığını süreç işlemeye başlamadan tamamlaması yerinde olacaktır. Yücebağ Hukuk Bürosu, kanunun kapsamına ve başvuru sürecine ilişkin değerlendirme ve danışmanlık hizmeti sunmaktadır.
Sık Sorulan Sorular
Çerçeve yasa nedir? Kamuoyunda çerçeve yasa olarak bilinen düzenleme, 10 Ağustos 2026’da TBMM’de kabul edilen Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun’dur. PKK/KCK ve bağlantılı oluşumların faaliyetleri kapsamında işlenen suçlarda soruşturma, kovuşturma ve infazın koşullu olarak ertelenmesini düzenler.
Çerçeve yasa af mı? Teknik olarak hayır. Kanun cezaları ortadan kaldırmamakta; süreçleri beş veya on yıl ertelemekte ve sonucu bu süre içinde yeni bir terör suçu işlenmemesi koşuluna bağlamaktadır. Koşul gerçekleşirse dava düşmekte, kesinleşmiş ceza infaz edilmiş sayılmaktadır.
Çerçeve yasa yürürlüğe girdi mi? Kanun TBMM’de kabul edilmiştir; ancak Cumhurbaşkanınca Resmî Gazete’de yayımlanmadıkça yürürlüğe girmez. Yürürlüğe girse dahi erteleme mekanizması, örgütün feshi ve silah teslimine ilişkin tespitin MGK kararıyla teyit edilip bu kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından önce işlemeye başlamaz.
Çerçeve yasa kimleri kapsıyor? Yalnızca PKK/KCK ve bağlantılı oluşumların faaliyetleri kapsamında veya bu yapılar lehine işlenen suçları kapsar: örgüt kurma ve yönetme, üyelik, yardım, propaganda, örgüt faaliyeti kapsamındaki suçlar ve örgüt lehine işlenen terörizmin finansmanı suçları. Diğer terör örgütleri, kişisel suçlar, örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen kasten öldürme suçları ve 1 Haziran 2005 öncesine ait müebbet veya ağırlaştırılmış müebbet gerektiren dosyalar kapsam dışıdır.
Tutuklular hemen tahliye edilecek mi? Hayır. Kanun otomatik tahliye öngörmemektedir. Tutuklama ve adli kontrol kararları, dosyanın bulunduğu aşamadaki yargı mercii tarafından yeniden değerlendirilecek ve koşulların varlığı hâlinde kaldırılabilecektir.
Başvuru süresi ne zaman başlıyor? MGK kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasıyla başlar. Yararlanmak isteyenlerin bu tarihten itibaren altı ay içinde, bulundukları yer Cumhuriyet Başsavcılığına veya görevlendirilecek kurumlara yazılı başvuru yapması gerekir. Başvurmayanların dosyaları mevcut hükümlere göre devam eder.
Bu makale, kanunun TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilen metni esas alınarak hazırlanmıştır; Resmî Gazete’de yayımlanacak nihai metinde farklılık bulunması hâlinde güncellenecektir. Genel bilgilendirme amaçlıdır; somut dosyalara ilişkin hukuki görüş için büromuzla iletişime geçebilirsiniz. Son güncelleme: 13 Ağustos 2026.